Etiket arşivi: Sosyal Hizmet

Sosyal Yardımlar Başarı Öyküsü Mü?


Gelir dağılımı eşitsizliği tüm dünyada hızla derinleşmeye devam ediyor. Kapitalist dünya düzeninin bir parçası olan Türkiye’de de durum böyle. 34 Avrupa ülkesi içinde gelir dağılımı eşitsizliği sıralamasında Türkiye ikinci sırada yer aldı. Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik nüfus, toplam gelirin neredeyse yarısını (yüzde 47,4) alıyor. Avrupa İstatistik Ofisi (Eurostat) 2017 yılına ait Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçlarını göre Türkiye gelir dağılımı eşitsizliğinde Sırbistan’ın ardından ikinci sırada bulunuyor.  (Euronews, https://tr.euronews.com/2019/07/20/turkiye-gelir-dagilim-esitsizliginde-avrupa-ikincisi-nufusun-yuzde-20-si-kazancin-yarisini)

AKP iktidarları döneminde daha sık duyduğumuz sosyal yardımlara ayrılan bütçenin her geçen gün arttığı bir gerçek. Sosyal yardımlara ayrılan kaynağın AKP iktidarları ve çeşitli düzeydeki sözcüleri tarafından uzun dönemdir bir propaganda aracı olarak kullanıldığına şahit olmaktayız. Hatta çoğu zaman siyasi rakiplerine karşı bir koz olarak da kullanmaktalar. Her defasında farklı rakamlar ifade edilse de (ki bu da denetlenebilir bir sosyal yardım veri tabanının olmadığını göstermektedir) her yıl sosyal yardımlara ayrılan kaynağının arttığı görülüyor.

Gelir adaletsizliğinin her geçen yıl arttığı bir dönemde sosyal yardımların kısa süreli bir etkisi olabilir. Ama sosyal yardıma ayrılan kaynakların her geçen yıl artıyor olması başarı örneği olarak verilemez. Her yıl artan bir sosyal yardım gerçeği esasta başarısız bir sosyal politikanın ve bununla bağlantılı olarak başarısız bir ekonomik ve istihdam politikasının da göstergesi olarak anlaşılmalı. Yani kısa süreli ‘kriz’ dönemlerini çözmesi beklenen sosyal yardımların sorunları temelden çözemiyor. Çözmesi de pek mümkün değil. Mevcut egemen kapitalist düzende her defasında azınlık bir grubun zenginliğine karşı milyonlarca insan daha fazla yoksullaşacak ve daha fazla sayıda insan sosyal yardımlara gereksinim duyacaktır.

Sorunun esas çözümü sosyal yardımlara daha fazla bütçe ayırmak ve/veya talep etmek değil, gelir dağılımı eşitsizliğini en aza indirmek, adil-eşit-denetlenebilir ve hesap verebilir bir ekonomik politikayı hayata geçirmektir. Bunları elbette ülkenin bütün kurumlarını yönetenler veya sermayeyi elinde bulunduran patronlar toplulukları kendiliğinden vermeyecektir. Sorunun cefasını çekenler yani işçiler, işsizler, tüm emekçiler, öğrenciler, engelliler ve farklı dezavantajlı grupların verecekleri toplumsal mücadelelerin neticesi olarak elde edilecektir.
Şenol
18.12.2019

Bir Dokun Bin ‘Yuh’ İşit!




Aksaray’da bir ilkokulda Otizm sınıfı öğrencilerinin diğer öğrencilerin velileri tarafından, okul çıkışında yuhalandığını büyük bir öfke ile okudum. İnsani tüm değerlerin erozyona uğradığı bu zalimler çağında artık bu kadarı da olmaz dediğimiz her şey teker teker gerçekleşiyor. Aksaray’da küçük bir sınıfa tahammül edemeyen, onları yuhalayan bir toplum gerçekliğiyle karşı karşıya olduğumuzu; hemen yanı başımızda evlerine hapsedilmeye, toplumdan soyutlanmaya çalışılan engelliler ve onların ailelerinin ne derece derin bir sosyal dışlanmaya maruz bırakıldıklarını görmeliyiz.

Aksaray örneği toplumun engellilere yaklaşımı konusunda bir gösterge olarak ele alınabilir. Toplumun büyük çoğunluğunun engellilere karşı dışlayıcı bir tutuma sahip olduğu gerçeğiyle tekrar yüzleşmek gerekiyor. Dönem dönem yapılan farkındalık kampanyaları dışında engellilerin toplumsal kabulünü sağlayacak sistemli bir sosyal politikadan bahsetmek ise mümkün değil. Geçmişe oranla engellilere yönelik, sosyal politikalar ve sosyal hizmetlerde vurgu yoğunlaşsa da hala olması gereken yerde değiliz.

Dünya Sağlık Örgütüne (WHO) göre (2018), dünya nüfusunun görülmemiş hızla yaşlanması ve kronik hastalıklardaki artış engelli sayısını her geçen gün artırırken, engelliler “dünyanın en ötekileştirilmiş grupları” arasında yer alıyor. Yine WHO değerlendirmesinde 7 milyardan fazla olan dünya nüfusunun 1 milyardan fazlası çeşitli engellilik gruplarında yer alıyor. Aynı rapora göre bu sayının 100 milyonunu çocuklar oluşturuyor ve engelli bireylerin en az %50’si sağlık hizmetlerini karşılayamıyor. Sağlık hizmetine erişim sorunu birinci öncelik olarak görülse de eğitim, siyasi temsiliyet, sosyal yaşama aktif katılım konusunda da engellilerin var olan dezavantajlı durumları artarak devam ediyor.

Türkiye’de engelli politikalarından bahsederken ekonomik merkezli bir yaklaşım öne çıkıyor. Engelli aylıkları, evde bakım desteği gibi konular ülke kamuoyunda sıkça dile getiriliyor ya da sosyal politika yürütücüleri tarafından çözüm odaklı siyaset olarak ön plana çıkarılıyor. Ancak engellilerin sosyal ve ekonomik yaşama katılmaları konusunda hala hak temelli bir yaklaşımdan bahsetmek mümkün değil. Ekonomik hayata katılımda kota sistemi uygulanıyor. İş kanununa göre, 50 veya daha fazla işçi(tarım ve orman işletmelerinde 51 veya daha fazla) çalıştırdıkları; özel sektör işyerlerinde % 3 engelli, kamu işyerlerinde ise % 4 engelli çalıştırma zorunluluğu var. Fakat ne kadar etkin uygulandığı konusunda tartışmalı rakamlar ifade ediliyor. Engelli ve Yaşlı Hizmetleri Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre (Mayıs 2019) kamuda çeşitli engelli grup ve oranlarında 2002’de 5.777 kişi istihdam edilirken bu sayı 2018 yılında 58.017 kişi olmuş durumda. Yıllara göre artış ve nispi bir iyileşme sağlansa da engellilerin toplam nüfus içindeki oranı düşünüldüğünde bu oran oldukça düşük. Özel sektördeki durum hakkında ise ikna edici ve güvenilir bir veriye sahip değiliz. Teyit edilmeyen bazı verilere göre özel sektörle birlikte bu sayının toplamda 150 bin civarında olduğu düşünülüyor. Ulusal Engelli Veri Tabanı verilerine göre Türkiye’de engelli sayısı 1.559.222 olsa da resmi olmayan verilere göre bu oran nüfusun ortalama %13’üne tekabül eden 9 milyon dolaylarında. Farklı kaynaklara dayandırılan bu uyumsuz veriler bile bize engelli politikaları anlamında güvenilir bilgiye sahip olmadığımızı gösteriyor. Buna göre tüm veriler ve sosyal yaşamda karşılaştığımız sorunların boyutu toplum ve politika yürütücüler tarafından engellilere yönelik sistemli ve etkili bir çözümün henüz varolmadığını kanıtlar durumdadır.

Engelli olmayan bireyler neye ihtiyaç duyuyor, neyi kendisine hak görüyorsa engelli bireylerin de bu ihtiyaçlara ulaşma hakkı var. Çalışma, sağlık, eğitim, spor, sosyalleşme, edebiyat, sanat, cinsellik vs.vs. neyle uğraşıyor, neyi arzuluyor, neye ihtiyaç duyuyorsak engellilerin de en az bizim kadar bunlara erişim hakkı olduğunu tekrar tekrar hatırlatmalı. Ve muhakkak engellilere yönelik sosyal politikalar belirlenirken, engellilerin bu politikaların oluşturulmasında etkin siyasi-sosyal ve ekonomik roller üstlenmelerine imkanlar sağlanmalı, sosyal dışlanmaya karşı topyekün  mücadele verilmeli ve engellilerin sorunlarını çözümünde sorumluluğu sadece aile merkezli-özellikle kadın merkezli- algılamaktan  vazgeçmeli, tüm toplum olarak sorumluluğu üstlenmeliyiz.
Şenol
17.11.2019