Günlük arşivler: 24 Temmuz 2018

Sosyalist Bir Merkezin Zorunluluğu



24 Haziran seçimleri milliyetçi-muhafazakâr cephenin zaferiyle sonuçlandı.

24 Haziran’a gerçek anlamıyla iki blok girdi. HDP etrafında bir araya gelen demokratik, sol-sosyalist ve yurtsever güçler; resmi ideolojinin ürünü diğer sağ, milliyetçi, muhafazakâr güçler… Tüm zorluklara rağmen demokrasi cephesini temsil eden HDP’nin Cumhurbaşkanı Recep T. Erdoğan’ın ‘baraj altı bırakın’ ‘talimatına ve tüm baskılara rağmen barajı aşması önemli bir yerde duruyor. Ancak ortaya çıkan tablo ülkede etkisini artıran milliyetçi dalganın meclise de yansımış, milliyetçi, muhafazakâr, ulusalcı sağ bloğun çoğunluğu kazanmış olduğunu gösteriyor. Bu tablo, önümüzdeki dönemin zorluğu hakkında bizlere önemli veriler sunuyor. Sosyal yaşamımızdan, çalışma yaşamımıza bunu yoğun şekilde hissedeceğiz.

Yükselen milliyetçiliğe-dinciliğe karşı, sorunların temel çözüm noktasında duran sosyalizmin güçlerinin toparlanmaya ve yeni bir perspektife ihtiyacı olduğunu düşünüyorum. Sosyalistler açısından ittifaklar kaçınılmazdır. Tabi ki ittifaklar yapılacaktır. Bu, dışımızdaki toplulukların iknası, kazanılması en azından asgari müştereklerde bir diyalog yakalanması, merkezileşmiş faşizme karşı geniş bir demokratik cephenin oluşturulması anlamıyla zorunludur. Halkın, emekçilerin lehinedir. Bu ülkenin ezilen ulus, inanç ve cinsiyet kimlikleriyle demokratik bir ittifak yürütülmelidir. Ancak milyonlarca emekçinin örgütsüzlüğü, işçi sendikalarının bürokratik yapısı vs. emekçileri burjuva partilere yedeklenmekte sınıf sorunu, sosyalizmin sorunu olduğu yerde durmaktadır. Emperyalizm tüm dünyayı ekolojik, sosyal ve ekonomik çöküşe doğru hızla götürmektedir. Emperyalist barbarlığın insanlığı ve onun bir parçası olduğu doğayı hızla bir yok oluşa sürüklediği, milyonların açlık sınırı altında yaşadığı dünya ve ülkemizde, bu talan düzenine karşı sosyalizm bayrağını dalgalandırmak, bu bayrağı daha yükseklere taşımak zorunludur.

Halkın sosyalistlere olan güveninin erozyona uğradığı, sosyalizmin önemli örgütlenme sorunları yaşadığı açık. Her grup ve/veya partinin yeni çıkışlar yapma çabalarının bir karşılığının olmadığı, halkta bir etki yaratmadığı sosyal pratikte herkes tarafından görülmektedir. Tabi dünyada SSCB’nin çöküşüyle birlikte sosyalizmin güç kaybettiği, kapitalizme göre önemli ölçüde etkisini yitirdiği bunun da ülkemiz sosyalist güçlerini de etkilediği aşikar. Genel olarak dünyada solun gerilediği, sağın ise yükseliş kat ettiğini görmezden gelemeyiz. Bu etki ve gelişmelerden azade değiliz. Ama bu gerilemeye artık dur dememiz gerekmektedir.

Sosyalist güçlerin dağınıklığı, irili-ufaklı gruplara bölünmesi emekçiler ve ezilenlerde önemli bir güvensizliğe neden oluyor. Bazı durumlarda yani ilkesel olarak ifade ettiğimiz konularda bölünme kaçınılmaz olabilir ancak biz de yaşanan tam olarak böyle değil. En azından benim gözlemlediğim bu. Bölünmelerin ağırlıklı merkezi gruplaşmaya veya örgütler içindeki güç, iktidar ilişkisine dayanıyor. Bunu yapmaya kimin hakkı var? Yani bir devrimi yemeye, heba etmeye..? Kimsenin yok elbette! Sosyalistlerin siyasete müdahale etmesi; sosyal, siyasal ve ekonomik sorunlarda edilgen değil etken bir rol oynaması gerekiyor. Ancak bu öz güvensizlik, bu takatsizlikle nasıl yapacağız? Ülke siyasetinde etkimiz sınırlı. Kendine sınırlar çizen, belli alanlara hapsolan bir siyasetle değil, ülke siyasetine ve dünya siyasetine müdahil olan müdahale eden bir perspektifle hareket etmemiz, örgütlenmemiz gerekiyor.

Nereden başlamalı peki? Geçmişin artısıyla, eksisiyle yüzleşmeli. Sonra belki bir sosyalist kongre, blok veya platform vs.vs. içinde bir araya gelinebilir ve sosyalizmin temel sorunları, örgütlenme modelleri, ülkedeki ve dünyadaki güncel siyasal gelişmeler üzerine ciddi tartışmalar yürütülebilir. En azından bir adım atılabilir. EGO’larımıza, ‘kutsallarımıza’ dokunmadan, ‘tanrılarımızdan’ kurtulmadan ilerleme sağlamak imkânsız. İlk önce herkes aynayı kendine tutmalı, kendi gerçekliğiyle yüzleşmeli. Geçmişin kısır, kindar öfkelerini, tartışmalarını geride bırakıp geleceğe bakalım. Bunun için çaba göstermeye değer. Bu adım, her şey değil; ama önemlidir. Bu önemi kavrayan ilerler, kavramayan mazisiyle övünmekten öteye bir adım atamaz.

Yükselen milliyetçiliğe, dinciliğe, emperyalist/kapitalist talana karşı panzehir; anti-emperyalist, anti-faşist, anti-kapitalist birleşik bir mücadeleden geçiyor. Birleşik sosyalist bir merkezin eksikliği, her geçen gün kendini daha ağır ve yakıcı bir şekilde hissettiriyor.
Şenol
24.07.2018