Aylık arşivler: Temmuz 2016

‘Akrep Gibisin Kardeşim’

Son dönemde Suriyeliler üzerinden ırkçı bir dalga yükseltilmeye çalışılıyor. Cumhurbaşkanının iç siyaset malzemesi ve manevrası olarak dile getirdiği ‘vatandaşlık’ ‘gündemi’ sağdan- soldan tüm kesimler tarafından tartışılıyor. Gündem değiştirmede uzmanlaşan bu anlayış amacına ulaşmış gibi görünüyor. Sözde ‘insanlık’ timsali kesilen aynı anlayış, Osmanlıdan aldıkları mirasla iskan politikasını Suriyeliler üzerinden devreye sokmaya çalışıyor. Kürt ve Alevi/Kızılbaş yerleşim yerleri Suriyeliler üzerinden demografik değişime tabi tutulmaya çalışılıyor. Attıkları her adım halkların mücadele birliğini parçalamaya yönelik.
Cumhurbaşkanının gündem değiştirme ‘başarısıyla’ kamuoyunun tartışmasına açtığı ‘vatandaşlık’ üzerine birçok gazete ve sosyal medya paylaşımlarında ırkçı yayınlar yapıldı. Suriyelileri aşağılayan bu yayınlar aslında ülkede ırkçılığın Avrupa’dan, ABD’den geri kalmadığını gösteriyor. Yayınlar öyle çirkin ve ikiyüzlüce ki, ırkçı hezeyanlar adeta ülkedeki yoksulluğun, yolsuzluğun, savaşın tek sorumlusu olarak Suriyeliler olarak gösteriliyor. Ama ırkçı abla ve abilerimizin ısrarla saklamak istedikleri gerçek ise tüm bu sorunların asıl nedeninin kendilerinin savunduğu sistem olma gerçeğidir. Bu ülkede yoksulluk, eğitim ve barınma sorunu Suriyeliler zorunlu göçle geldikten sonra başlamadı. Evsizseniz, yoksulsanız bunun nedeni Suriyeliler değil. Eğer gerçeği görmek istemiyorsanız hatırlatalım tekrar tekrar: Suriye’de savaşın boyutlanmasını sağlayan faktörlerden biri seçtiğiniz hükümet, kutsadığınız devlettir. Seni asgari geçinmeye mahkum eden Suriyeliler değil, seni açlık sınırı altında yaşamaya mahkum eden desteklediğin sistemdir. Güvencesiz çalışıyorsan bunun nedeni Suriyeliler değil, özel istihdam büroları hükümet marifetiyle kanunlaştırılırken  kahvede okeye dönen, selfi çekip yediğini içtiğini sosyal medyada paylaşan sensin. Hiç Suriyeliler yüzünden falan deme. Sorunun ana aktörü sensin. Özgür ve adil yarınlar için mücadele eden devrimcilere ‘terörist’ yaftası yapıştıran, linç eden sensin. Kürtler, Aleviler katledilirken kıs kıs gülen sensin, birleşememizin nedeni sensin. İçindeki ırkçılığa gizlemeye çalışma, ırkçısın işte, kılıf uydurma. Kürtlere, Alevilere, Romanlara ve Suriyelilere küfür ederek saldırarak insanlık suçu işliyorsun…
Velhasıl ırkçılara insanlık dersi verme gibi zor bir işi bir yana bırakıp özce şunu söylemek gerekiyor. Mültecilerin yaşadıkları ülkelerde insanca yaşam şartlarını oluşturması için çabalamalıyız. Suriyeliler  üzerinden yaratılmaya çalışılan ırkçı hezeyanlar karşı durmalıyız. Suriyelilerin iç politika malzemesi haline getirilerek Kürt ve Alevi yerleşim yerlerine yerleştirilmesine ve dolayısıyla bir iskan politikası yürütülmesine  de karşı durmalıyız. Suriyelileri diğer ezilen halklar ile karşı karşıya getirme ve devletin ‘tehdit’ olarak gördüğü ulus ve inançları bastırma aracı olarak kullanılmasına izin vermemeliyiz. Güvenceli çalışma, nitelikli beslenme ve barınma, eğitim hakkını ayrım gözetmeksizin savunmalı, mültecilerin de bundan yararlanmasının şartlarını sağlamalıyız. ve en önemlisi de savaşların ve göçlerin olmaması, her bireyin istediği yerde insan onuruna yakışır şekilde yaşaması için anti-emperyalist, anti-faşist mücadeleye katılmalıyız. Sorunun esas çözümü de budur. Tüm sömürü biçimleri ortadan kalkmadan ne yoksulluğun ne de kitlesel göçlerin bir sonu olacaktır.
Israrla sorunun özünü görmeyip içindeki ırkçılığa kılıf bulanlara, aynayı kendine çevirme cesareti olmayanlara Nazım Hikmetin bir şiiriyle bir cevap verelim:
Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.
Ve bu dünyada, bu zulüm
                                    senin sayende.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
                      kabahat senin,
                                     — demeğe de dilim varmıyor ama —

                      kabahatın çoğu senin, canım kardeşim!”



Şenol
14.07.2016