Aylık arşivler: Haziran 2016

Aylan Kurdi’lerin Çığlığı

           
       
Aylan Kurdi ismi umarım birçoğunuza bir şeyler çağrıştırıyordur. Çağrıştırmıyorsa biraz hafızalarınızı yoklayın. Hatırlamadıysanız internette arama motoruna hemen yazın. Evet buldunuz sanırım. Aylan Kurdi bir mülteci çocuk. Akdeniz’in kimilerine tatil kimilerin ölüm olan acımasız sularında can verdi. Cesedi kıyıya vurdu ve bir jandarma tarafından kucaklandı, fotoğrafı tüm dünyada yankı buldu. Binlerce Aylan Kurdi zorunlu göç yollarında öldü.

Mülteciler tüm dünyada en kötü yaşama koşullarına mahkûm edilmiş durumdalar. Emperyalistlerin daha çok kar uğruna talan ettiği, savaşlar açtığı, çok uluslu tekelleriyle iliklerine kadar sömürdüğü, yer altı ve yer üstü kaynaklarını çaldığı bölgelerden milyonlarca dünya vatandaşı, sınırları çiğneyip, tel örgüleri aşıp göç etmekteler. Suriye, Irak, Libya, Afganistan, Pakistan, Afrika kıtası yani yoksulluğun, savaşın ve sömürülenlerin diyarlarından ‘muasır medeniyetler beşiklerine’ ulaşmak için büyük denizleri aşıyor, yüz binlerce kilometre yol kat ediyorlar.

ABD, AB, Rusya ve diğer tüm sömürücü devletler insan hakları konusunda her daim ikiyüzlü davranmışlardır. Mülteciler konusunda da ikiyüzlü davranıyorlar. Mültecileri uluslar arası ilişkilerinde pazarlık konusu yapan AB’li sömürücüler, milyonlarca mültecinin ülkesini sömürüp savaşları kızıştırdıkları yetmiyormuş gibi dünya insan hakları tarihine kara bir leke olarak geçecek  ‘mülteci antlaşması imzaladılar.

Türkiye’de de durum farklı değil. Suriye’den gelen son göçle ülkemizin dillere destan ‘misafirperverliği’ camii önlerinden AVM önlerine, sanayi havzalarından tarım alanlarına, mahallelerden okullara muazzam bir ‘tahammül’ ile kendini gösterdi. Suriyeli genç kadınları ‘satın alıp’ ikinci üçüncü eş olarak evlenerek tüm dünyaya ‘insanlık dersi’ veren, 20-30 TL’ye seks kölesi haline getirerek ‘ahlak’ timsali kesilen Anadolu erkeği tüm dünyaya misafirperverliğin en iyi örneklerini gösteriyor. Suriyeli ‘baldırı çıplaklara’ yaklaşım oldukça dışlayacı. Tabi bunun başlıca nedenlerden biri de iktidardaki İslamcı parti olan AKP’nin mültecileri iç-dış politika malzemesi olarak kullanması, ülkemiz diğer halklarının, yanlış bir algıyla, ülkedeki yoksulluğun ve diğer birçok sorunun nedeni olarak mültecileri hedef tahtasına koyması olarak sayabiliriz. Aslında bu algı sermaye sahibi yani özce zengin sınıfın işine geliyor. Bu zıtlaşmadan yararlanarak, yani emekçileri bölerek düşük iş gücü piyasasının gelişmesini kullanıyor. Sokakta gördüğümüzde tiksinerek veya öfkeyle baktığımız mültecilere karşı esasta ırkçı hezeyanlar beslediğimizin ve sosyal dışlamanın/dışlanmanın merkezi olduğumuzu sanırım henüz fark etmiş değiliz.

Ülkemizde mülteci hakları savunusuna sosyalistlerin öncülük etmesi gerektiğini düşünüyorum. Sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya yaratmak isteyenlerin sınır tellerinin öbür yakasından gelen insanlara karşı duyarsız kalması doğru olmaz. Sosyalistler ülkemiz işçi sınıfına dahil olan mültecilere yönelik politika geliştirmesi gerekiyor. Sosyal dışlanmadan emek sömürüsüne karşı mücadeleye, eğitim hakkından anadilde öğrenim hakkına, kadın haklarından çocuk haklarına mülteci haklarını da politik mücadelenin bir parçası haline getirmeli. Zaten insanlığın sınırsız, sınıfsız, sömürüsüz bir dünya hayali tel örgülere hapsedilemez.        Dünya vatandaşı kavramını sık kullanmak gerektiğini düşünüyorum. Halklar arasında çizilen yapay sınırlara göre mi belirlenecek yaşam hakkı? Buna kim karar veriyor: 



ŞENOL
20.06.2016