Aylık arşivler: Mart 2016

Bir Sayıklama Denemesi



“Benim halim, memleketin hali” demiş Can Yücel. Son aylarda sistemli ölüm haberleri ile güne başlıyoruz. Kimisi terör diyor kimisi direniş, kimisi katliam diyor kimisi ‘ohh’ olmuş, kimisi saraylar için ölüyor kimisi halkı için… Kan kokan ülke toprakları ya çok daha aydınlık bir geleceğe gebe ya da daha karanlık. Her halükarda hiçbir şey eski gibi olmayacak bu çok belli. Umarım ki adil, eşit, özgür, sömürüsüz, savaşsız bir geleceği biz göremesek de geleceğe armağan edebiliriz. Kolay değil bu temennilerin gerçekleşmesi, ağır bedelleri var.

Dedik ya ülkenin hali bizim halimiz. Lakin toplumun psikolojisinden bağımsız değiliz. Her halükarda etkileniyoruz. Evde, işte, okulda, sokakta… Belki hali vaktimizi anlatan bir gün tablosu çizersek daha anlaşılmış oluruz:

Sabah

-Akıllı telefonu eline al, facebook’a gir, twitter’a gir. Siyasetçi kaynıyor 7’den 70’e.

-Haber sitelerine gir. İki aşamalı tabi; bir yandaş medya bir muhalif medya… Yandaş medya:Reis, başkan, hükümet, muhalefet, ‘teröristler imha edildi’… Baş sayfa artık benim de terörist olduğumu yazmış, güzel. Muhalif medya: Cizre’de yeni cenazeler, Sur’da bodrumda mahsur kalan siviller, bilmem kimin Cizre raporu, Sur raporu. Güzelmiş ölürken tek adım atılmaz, öldüğünde herkes seferber olur. Ortak manşet: Ankara’da patlama, ölüler yararlılar… Yine kıl payı kurtulduk ölümden ama yaklaşıyor galiba her geçen gün. Ülkede tek parça ölmek bile büyük bir marifet.

-Yataktan çık, elini yüzünü yıka, havaya bak (güzel), berber abiye selam ver, bağlamacı da iyi insandır ona da selam ver, öbür berber sinir herifin teki boşver, ona selam verme.

-Durağa geç. Onbeş dakika oldu, hala gelmedi otobüs. Evet, gelende az da olsa yer var. “Nerde kaldı otobüs?” “Bu koyunlara az bile, oy vermeseydiniz?” “Kim verdi oy?”. Şoför içten bir küfür atıyor , belli: “Pis solcular, bölücüler az bile size…” Tam kart, öğrenci bayan, öğrenci bay, 65 yaş, 61 yaş, 65 yaş, 65 yaş… “Arkaya doğru ilerleyin kardeşim.”

-Otobüsten in. Bahar gelmiş, kokoş kıyafetlerini giyinmiş kadınlar. Eril zihniyet işte, tövbe tövbe… İş-güç millet koştur koştur. Ankara: iki gün önce bomba patlayan yer Güvenpark. İnsanlar tedirgin, güvenlik önlemleri ‘kırmızı alarm’ seviyesinde. Polisler, sivil polisler, eller tetikte. Gözler ‘terörist’ arıyor. Medya silahsız teröristlerden bahsetmişti, acaba bende mi teröristim. Hem silahım da yok.

İş

-Bilgisayarı aç, bir çay söyle, maillere bak/cevap ver. Yazman gerekenleri yaz. Tam bir beyaz yakalıya yakışır çalışma temposu. Köşe yazılarına bak, yorumla, küfür et: alçak herif, yandaş dalkavuk, revizyonist köpek, koltuk sevdalısı zübük, dönek, faşist, gerici…

-Öğle yemeğinde ne var acaba? Hızlıca ye yemeği yine. Tekrar odana çık.

-Biraz kitap oku. İnternette iyice aptallaştın. Güzel yazmış yazan ama hikâyenin neresinde yazar? Siyasi gazete vakti: Acaba bunları yazan inanarak mı yazıyor yoksa bir sonraki sayıya yazı olsun diye mi? Önemli bir konu bu. Çünkü bayağı yükseklerden konuşuyor abimiz.

Akşam

-Mesai bitti. Yola koyulma vakti. Acaba buradan gidersem ölmeme ihtimalim nedir? Bomba patlar mı şurada? Riskli bölgelerden uzak durmak gerek, en iyisi ara sokaklardan yürümek, biraz ana-baba sözü dinlemek gerek. Böyle mi yaşayacağız artık? Hayır. Bildiğimiz yoldan yürüyelim, korkunun ecele faydası yok.

-Basın açıklaması var. Neyi kınayacağız bugün? Bilmiyorum. Neyse bugün de duyarlılık mesajımızı verdik, sloganımızı attık, biraz rahatladık.

-Sevgiliye mesaj at, ara. Birinin seni seviyor olması güzel, senin de onu. Güzel de kadın hem.

-Anne-babaya rapor ver: iyiyim, eve geçiyorum.

-Derneğe uğra. Tartış, biraz da dedikodu iyi oluyor. O bunu yapmış, o şunu niye yapmamış…

-Bir dürüm ye. Evde kim yemek yapacak. …

Akşam Ev

-Eve geç. Akıllı telefon vakti… Facebook vazgeçilmez artık. Bak nereye gitmiş millet, arkadaş yediği güzel pasta fotoğrafını paylaşmazsa olmaz. Diğer arkadaş yoksul, imrenmiştir şimdi. Günde elli lira kazansa dünyalar onun… Öbürünün pastası ise elli liradan fazla. Twitter: birkaç bilge laf etmek gerekiyor. Ya yazıyoruz da devlet büyükleri bize de dava açmasınlar?

-Sıra gazete, dergi, kitap vakti… Gazete bayağı esmiş gürlemiş. Köşe yazıları afili. Hocam peki siz bu işin neresindesiniz? Biraz da kitap. Roman okumak iyi geliyor. Farklı dünyaları ziyaret ediyorsunuz.

-Yatak vakti… Acaba bugün baskın olur mu? Birden fazla ‘örgüte üye olma’ iddiasıyla da suçlayabilirler. Sonra, sonra potansiyel ‘silahsız bir teröristim’ zaten… Öyle yaa artık ülkede silahsız terörist avları başlar yakında. Ne gerek silahsız terörist olmak için: Okumak, düşünmek, eleştirmek, muhalif olmak, makul şüpheli olmak, hükümete küfür etmek, insanları kendi fikirlerim doğrultusunda örgütlemeye/ ikna etmeye çalışmak… Evet adamlar haklı bence.

-Sevgiliye iyi geceler mesajı…

-Bu yazdıklarım acaba suç teşkil ediyor mu? Ulan dertsiz başımıza dert alacağız.…İşin şakası bir yana yazmak, konuşmak hatta bağırmak gerek korkusuzca. Anne karnında bebeklerin öldüğü, bedenlerin paletlerle ezildiği bu ülkede işsiz kalmaktan, tutuklanmaktan mı korkacağız? Evet, biraz korkuyoruz  belki ama yine de mücadele etmek gerek.

Yazdıklarımın biçimi Ferit Edgü’nün Hakkari’de Bir Mevsim kitabına benziyor. Demek ki iyi etkilemiş beni. Güzel kitap. Bence mutlaka okuyun.

Şenol
19.03.2016